jump to navigation

Türklerin Göçleri ve Yayılmaları Mayıs 18, 2007

Posted by Aybars in Göçebelik, Uygar.
1 comment so far

Gülçin Çandarlıoğlu*

Türklerin göçebe bir kavim olduğu düşüncesi ilim dünyasında yaygındır. Türk ilim adamları arasında da bu fikre katılmayan azdır.

Alman asıllı Rus türkolog W. Radloff’un Moğol ve Rusların idaresinde kalmış, kültür kaybına uğramış Türk toplulukları arasında yaptığı incelemelere dayanarak Genel Türk Tarihi hakkında ileri sürdüğü fikirler bugüne kadar batılı araştırmacıları çok etkilemiştir.

Radloff’a göre, Türk milletinin sosyal ve devlet yapısı şöyle idi: “Geniş aile-ortak mülkiyet-seçimsiz iş başına gelen bey-zorba iktidar-imtiyazlı sınıf idaresi-hukuki ilkelerden yoksun yönetim.”

Türk milli kültürünün özelliklerini iyi bilenler bu fikirlerin temelsiz olduğunu görebilmektedirler.

Göçebelik konusunda ilk fikir yürütenlerden biri olan eski Yunan filozofu Eflatun göçebelerin ilkel topluluklar olduğunu medeniyete ancak tarımla geçildiğini söylemektedir.

Herhangi bir hayat tarzının doğuşuna yaşanan bölgenin şartları yön vermektedir. Nehir vadilerinde tarıma elverişli yerlerde oturanların ziraî hayata kolayca uyum sağladıkları görülürken, geniş otlakları bulunan bölge insanlarının da hayvancılık yaptığı izlenmektedir.

Meşhur İslâm tarihçisi ve filozof İbn Haldun da benzer düşüncelere sahiptir. Ona göre de insanlar göçebe ve şehirli olarak iki cemiyet tipinde yaşarlar. Çöllerle bozkırların birbirine benzediğini sanarak bozkırda yaşayan Türk topluluklarının da medenî olamayacağını söylemektedir.

Bu düşüncelerin 20. asır düşünürü İngiliz tarihçi A. Toynbee’yi dahi etkilediği görülmektedir. Ona göre de; “Çöl bedevîleri ile bozkır topluluklarının yaşantıları birbirine benzer. Göçebelerin tarihleri yoktur, tesadüfî yaşarlar. Kanun, düzen yoktur.”

Ziya Gökalp da göçebelik-medeniyet konusunda konuşurken medeniyet (şehirli olmak) sadece yerleşik olmak değildir, dağınık kabilelerin düzgün bir devlet teşkilatı kurmalarıdır demektedir.

Merhum Hocam Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu’na göre ise “Türk milleti tarihsiz değil, aksine parlak uzun mazisi ile tarihi zenginliği ortada olan bir kütledir. Ve kanunsuz değil kültürün ayrılmaz bir parçası olan teşkilatçılığı sayesinde bir çok devlet kurarak yürürlükte tuttuğu hukuki mevzuatla seçkinleşen bir millettir; buna göre de, Türklerin tamamen zıt mânâ ve mahiyette olan nomad (göçebe) cemiyet sayılması mümkün değildir.”

Türk Tarihinin Karakteri

Türkler dört bin yılı bulan mazileri boyunca Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarına yayılmış büyük bir millettir. Bununla birlikte dünya tarihinin en eski ve devamlı kavimlerinden biridir.

Türkler Orta Asya’daki ana yurtlarından başlayarak sürekli göç hareketleri yapmışlardır. Bu da, nüfusça kalabalık olduklarını gösterir. Nüfuslarının çokluğu ve gayet hareketli bir hayat sürmeleri, Türklerin dünya tarihinde çok önemli roller oynamalarını mümkün kılmıştır.

Türklerin Yayılması

Türk toplulukları için karakteristik olan büyük göç hareketleri, eski ve orta çağ dünya tarihinde önemli bir yer tutar.

Türklerin anayurdunun, eski çağlarda Altay-Sayan dağlarının kuzey batısı olduğu görülmüştür. Türklerin ilk ataları “savaşçı” kitleler olarak M.Ö. 1700’den itibaren, etrafa hakim olmağa başlamışlardı. Bu yayılma iki yüzyıl sonunda Altayları ve Tanrı dağlarını içine almış bulunuyordu. Aynı soydan gelen topluluklar Kazakistan üzerinden Maveraünnehir’e gelerek burada Akdeniz ırkları ile temas kurarken batıya doğru açılan guruplarda Fin-Ugor kavimleriyle bağlantı sağlamışlardı.

M.Ö. İki bin ortalarında Türkler doğuda Baykal gölü, Batıda Sibirya üzerinden Yayık (Ural) ırmağına kadar uzanan bölgede güneyde Tanrı dağları, güney-batıda Kazakistan ve Güney Harezm’le sınırlı geniş sahada yaşıyorlardı.

Türklerden kalabalık kütleler (yaklaşık M.Ö. 1100 yıllarından itibaren) Çin’in kuzey batısındaki Kan-su ve Ordos bozkırlarına doğru yayılıyordu. Çin kayıtlarında “Hsiung-nu” adı ile gösterilen topluluğun çekirdeği bu Türk kütlesidir.

M.Ö. 1300-1000 yılları arasında bir kısım Türklerin Türkistan sahasında bulundukları anlaşılmaktadır. Kuzey-batı Çin’de görülen boyalı seramiklerin daha ziyade Ön-Asya kaynaklı oluşu, bu iki ayrı bölge arasındaki bağlantıyı Türklerin sağladığını göstermektedir.

M.Ö. 700’e kadar Altaylara yerleşen Türkler, asıl anayurtlarını artık tamamen boşaltmışlardı. Üç ayrı göçler Ordos’a, Volga’ya ve Kuzey Batı Asya’ya yayılmıştı.

Türklerin Yakut kolunun bu devirde Sibirya’ya göç ettikleri sanılmaktadır. Bir müddet onlarla birlikte yaşayan Çuvaşlar ise batıya yönelerek Ural dağlarının güneyine gelmişlerdir.

M.Ö. IV-III. Yüzyıllarda iki büyük Türk kütlesinden biri İrtiş nehrinden batıda Hazar çevresinde yaşıyordu (Batı Türkleri). İkinci kütle ise İç-Asya’nın çeşitli yerlerinde ve Kuzey batı Çin’deydiler (Doğu Türkleri).

Hindistan’ın İndus-Pencab havalisine doğru ilk Türk hareketinin de M.Ö. Birinci binin başlarında olduğu tahmin edilmektedir.

Milattan Sonra Türk Göçleri

Milattan sonraki yüzyıllarda meydana gelen Türk göçleri hakkında kesin sayılabilecek tarihi bilgiler vardır. Bu göçler sırası ile şöyle olmuştur.

a) I. Yüzyıl sonları ile II. Yüzyıl ortalarında Hunlar Orhun bölgesinden Güney Kazakistan bozkırlarına ve Türkistan’a;

b) 350 yıllarında Ak-Hunlar Afganistan ve Kuzey Hindistan’a;

c) 375’i takip eden yıllarda yine Hunlar Avrupa’ya;

ç) 461-465 arasında Ogurlar, Güneybatı Sibirya’dan Güney Rusya’ya;

d) V. Yüzyılın ikinci yarısında Sabarlar, Aral’ın kuzeyinden Kafkaslara;

e) VI. Yüzyılın ortasında Avarlar, Orta Asya’dan Orta Avrupa’ya;

f) 669’u takip eden yıllarda Bulgarlar, Karadeniz’in kuzeyinden Balkanlara ve Volga nehri kıyılarına;

g) 830’dan sonra Macarlarla birlikte bazı Türk boyları Kafkasların kuzeyinden Orta Avrupa’ya;

ğ) 840’ı takip eden yıllarda Uygurlar, Orhun bölgesinden İç Asya’ya;

h) IX.-XI. Yüzyıllar arasında Peçenek, Kuman (Kıpçak) ve Oğuzların bir kolu olan Uzlar, Doğu Avrupa’ya ve Balkanlara;

ı) X. Yüzyılda Oğuzlar, Orhun bölgesinden Seyhun nehri kıyılarına;

i) XI. Yüzyılda aynı Oğuz kütlesi Maveraünnehr üzerinden İran’a ve Anadolu’ya göç etmişlerdir.

Göçlerin Yapılışı

Türklerin binlerce yıl boyunca hareket halinde bulunmaları, anayurtlarından çıkarak dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmaları büyük bir tarihi oluşumdur. Özellikle Hun ve Oğuz göçleri hem uzun mesafeler aşılarak yapılmış, hem de çok önemli tarihi sonuçlar vermiştir.

Türk göçlerinin karakteri başlıca iki noktada özetlenebilir.

1- Göçlerin birinci karakteri, vatan kurma maksadını güden büyük çapta “fütuhat”tır. Bu göçler belirli gayelerden yoksun ve sonu bilinmez birer macera hareketi değildir. Bütün göçler Türk hükümdar aileleri tarafından büyük bir disiplin içinde idare edilmiştir. Onları başarılı şekilde hedeflerine ulaştıran başlıca sebep de budur.

Eski Türk hükümranlık anlayışına göre hanedan üyeleri kutsal sayılmaktaydı. Onlara karşı derin bir saygı ve bağlılık duyulmaktaydı. Hanedan üyelerinin başta bulunması geniş Türk kütlelerinin uzun yıllara ve çetin şartlara rağmen, birbirlerini korumalarını sağlamıştır.

2- Türk yayılmalarının diğer bir şekli de “sızma” yoluyla olanıdır. Bu şekil, kalabalık bazı boy parçalarının, ailelerinin veya sağlam yapılı gençlerin yabancı devletlerde hizmet almaları ile meydana gelmiştir. Türkler böylece yeni katıldıkları topluluklar içinde de çok kere üstün başarılar gösterecek askeri kuvvetlere veya siyasi hayata hakim olmuşlardır. Hatta Mısır’da ve Hindistan’da olduğu gibi, bazen devlet dahi kurmuşlardır.

Türklerin, fütuhat veya sızma, hangi şekilde olursa olsun, etrafa yayılmaları her zaman kolay olmuyordu. Bazen şiddetli çatışmalara yol açıyordu. Bu durum ağır darbelere maruz kalan yabancılar tarafından Türklerin sevimsiz karşılanmasına sebep oluyordu. Bozkırlarda yetişmiş olan Türkler, coğrafi şartlar gereği, haşin, sert, iradeli ve mücadeleci bir ruh yapısına sahip olmakla beraber haksever, iyi ve adil insanlardı. Büyük yayılışları sırasındaki bu çetin mücadeleler, Türkler hakkındaki uydurma ithamların gerçek sebebi olmalıdır.

Türk Göçlerinin Sebepleri

En ilkel kavimler dahi, sadece keyif için ve kendiliğinden yer değiştirmezler. Oturulan topraktan ebediyen ayrılmak insanlar için çok zordur. Bu bakımdan göçler, bir takım zaruretler yüzünden meydana gelmiştir.

Dünyanın üç büyük kıtasında görülen geniş Türk yayılmaları da ciddi sebeplere dayanmaktaydı.

1- Tarihi kayıtlara göre, Türk göçlerinin ilk sebebi Anayurt topraklarının geçim bakımından yetersiz kalmasıdır. Büyük ölçüde kuraklık, nüfus artışı ve otlak darlığı iktisadi sıkıntılar yaratmıştır.

Bozkırlarda tabiat verimsizdi. Tarım yapma imkanı kısıtlıydı. Türkler geçimini daha çok hayvan yetiştirerek sağlıyorlardı. Çeşitli gıda maddeleri, giyim eşyası ve başka ihtiyaçların karşılanması için iklimi, tabiatı elverişli zengin topraklar gerekiyordu. Bunlar da, o çağlarda nüfusu çok az olan komşu ülkelerde bulunmaktaydı.

Türkler bu bakımdan yalnız başka memleketlere değil, iktisadi ve ticari yönden daha fazla imkanlara sahip diğer Türk topluluklarının topraklarına da yöneliyorlardı. Böylece Türklerden bir kütle başka bir Türk topluluğunu yerinden çıkararak göçe mecbur ediyordu. XI. Yüzyıl göçleri bu şekilde olmuştur.

2- Bazen Türklerin ağır dış baskıları da oluyordu. Türkler yabancı bir devletin idaresine girip, bağımsızlıklarını kaybetmektense, yurtlarını terk etmeyi tercih ediyorlardı. Yerleşik kavimler için bu çok zordu. Fakat bozkırlı için bu mümkündü. V. Ve XI. Yüzyıllardaki Moğol hücumları sonunda yapılan göçler de bu şekilde olmuştur.

3- Türklerin birbiri arkasına farklı yönlerde yayılmalarını sağlayan sebeplerden biri de Türk maneviyatının sağlamlığıdır. Bilinmeyen ufuklara doğru akmak, her an karşılaşılacak tehlikeleri göğüslemeğe hazır bulunmak ve aralıksız bir ölüm kalım mücadelesi içinde yaşamak, her millet için tabii sayılacak bir davranış değildir. Bu ruhi zindelik Türklerde açık şekilde görülmektedir. Onların tarih boyunca, hareketli bir topluluk halinde, sürekliliğini sağlayan bu zindelik, başarılarla birlikte daha da artmıştır. Her askeri zafer yeni bir siyasi hedefe yol açmıştır.
Kaynaklar
W. Radloff, Das Kutadku Bilik I, Petesburg, 1891.
A. Şenel, Eski Yunanda Siyasal Düşünüş, Ankara, 1968.
İbn Haldun, (Türkçe tercüme), Mukaddime I, İstanbul, 1954.
A. Toynbee, A study of History, London, 1962.
Ziya Gökalp, Türk Medeniyeti Tarihi, İstanbul, 1924.
İ. Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, İstanbul, 1977-1999 (19 baskı yapıldı).
B. Ögel, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, Ankara, 1962.
G. Çandarlıoğlu, İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü, Kazakçası Türkistan 1998, Kırgızcası, Bişkek, 2001 Türkçesi baskıda İstanbul.

Türk Dünyası’na Açık Mektup! Mayıs 18, 2007

Posted by Aybars in Adalet, Ahlâk, Aile, Akrabalık, Aktarma yeteneği, Alperenler, Başlangıç, Bağlantılar, Bekarlara yardım, Birlikte çalışma, Canlılara hizmet, Dayanıklılık, Dürüstlük, Devlet, Din, Diğergamlık, Edep, Emanete sahip, Göçebelik, Güvenilir, Girişimcilik, Gurbet-gezme, Hastalara yardım, Hoşgörü, Kategorilenmemiş, Kimlik, Kimsesizlere yardım, Komşuluk, Konukseverlik, Sakinlik, Saygı-sevgi, Sevgi, Sorumluluk, Spor, Tasavvufi derinlik, Türklerin Bakışı, Uygar, Yardımlaşma, Yönetimde hoşgörü, Yenilikçilik, Zaman, İnsanlık, İnsanlığa hizmet, İstanbul efendisi.
add a comment

Aziz Türk Milleti

Dünyanın en asil ve uygar milleti iken beceriksiz yöneticiler elinde dünyanın en zayıf ve görgüsüz milleti haline gtirildin.

Kendini unuttun. Vasıflarını unuttun. Seciyeni (karakter) bilmez hale geldin. Sapla samanı karıştırıp, doğru ile yanlışı ayırdedemez duruma düşürüldün. Hafızanı kaybettirdiler.

Yeniden büyük olmak istiyorsan kendini tanımalısın. Sana hayat veren ana vasıfları bilirsen, seciye ve ahlâkını öğrenirsen, iyi ve güzel yanlarını geliştirebilir, olumsuz yanlarını törpüleyebilirsin. Ama kendini tanımazsan yok olup gidecek, koyun sürüsü haline getirileceksin.

Zararın neresinden dönersen kârdır. Sana yakıştırılmak istenen, asla senin özelliğin olmayan sıradan özellikler, senin asıl seciyen (karakter) imiş gibi sana yutturulmaya çalışılıyor. Bundan hemen kurtulmalı kendini yakından tanımalısın. Onun için de tarihine, uygarlığına, eserlerine bakmalısın. Seni asil yapan neler varsa onları yeniden öğrenmeli ve evlatlarına öğretmekle kalmayıp yaşatmalarını sağlamalısın.

Biz bir gönüllüler topluluğu olarak bir çalışma başlattık.  Bu sitede bizi biz yapan seciyemizi araştırıp milletimizin hizmetine sunmaya çalışacağız. Sen de katıl.

Yöntemimiz, sıradan özelliklerimizi anlatmak değil, davranışlarımızı yönlendiren, neredeyse genlerimize yerleşmiş ana hususiyetleri işlemek olacaktır. Seciyemizi (karakter) bu şekilde ilgililerin dikkatine sunulmak üzere ortaya koymaya çalışacağız.

Çalışmak bizden, yardım Allah’tan.

KÜÇÜK İŞLER YAPMASINI BİLMEYENLER BÜYÜK İŞLER BAŞRAMAZ! (İsmail Gaspıralı)

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.