jump to navigation

İçimizdeki gurbet Mayıs 18, 2007

Posted by Aybars in Gurbet-gezme.
add a comment
Ramazan Güntay

 
ramazan.guntay@aksam.com.tr
 
İÇİMİZDEKİ GURBET 

Yıllar önce denemeler yazmaya başlamıştım. Pek sık olmasa da yine yazmayı sürdürüyorum, elimden geldiğince. Yazdıklarımı daha önceleri çeşitli dergi ve gazetelerde ‘Dosta Mektuplar’ başlığı altında yayınlamıştım. Bu sütunda da zaman zaman ‘Dosta Mektuplar’ yazmaya karar verdim. İşte son mektubum:

Sevgili dostum, bugün sana gurbetten, anaların yüreğinden söz etmek istiyorum.

Gurbet bizim mayamızda var herhalde. Bu yüzden türküler yakmışız, şarkılar söylemişiz, ‘gurbet benim içimde’ diye…

Doğduğumuz günün ardından ayaklarımız yere erince kendimizi gurbete atmayı düşleriz.

Çünkü tüm hayallerimizin gerçekleşmesinin yoludur gurbet…

Doğduğumuz topraklarda bu düşleri gerçekleştirmemiz mümkün görünmez bize..

Hoş, haksız da sayılmayız doğrusu. Çünkü doğduğumuz topraklarda bir türlü doyamadık. Bırak düşlerimizi gerçeğe dönüştürmeyi, karnımızı bile doyuramayınca gözlerimizi gurbet yollarına dikmişiz. Analarımız, bacılarımız, yavuklularımız ise, hep yol gözlemiş yıllar yılı.. Gün ola harman döne de oğlum, erim, yavuklum gele diye…

Beni çok duygulandırdı

Bu yüzden Anadolu kadını hanesinin erkek nüfusunu hep evinin içinde görmek ister, sesini duymak ister, elini uzatınca elini tutmak ister. İşte bunlardan birinin hikayesi. Anadolu’nun çilekeş kadını, ekim zamanı gelince gurbetteki oğlunu çağırmak ister. O sırada köye gelen bir gazeteci arkadaşımızdan rica eder, oğluna mektup yazması için. O söyler, meslektaşımız yazar. Arkadaşımız mektubu yazarken oldukça duygulanır, ‘Bu mektup benim dünya görüşümü değiştirdi’ der, daha sonra yayınlanan röportajında. İşte o mektup şöyle idi:

Güneş daha sıcak doğacak

‘Canımın direği,

Bakma bu günkü dağların ak karına, gün gelip güneş daha sıcak doğacak ve eriyecek buzlar. Delecek toprağı otlar, sürgün verecek yine kuru görünen ağaç dalları. Uyanan toprağın yüzünü tırmalayacak umut kazmaları. Yurt dediğin nedir oğul? Doğduğun yer mi? Doyduğun yer mi? Bir yere yurt diyebilmen için önce doğmalı sonra doymalısın elbette.

İstekleri bitmeyene iki cihanda da huzur yoktur. Böyle bilirim.

Asıl olan çok çalışıp, az istemektir bu topraklarda. Her sene bir çift mısırdır hasatta umudum, odur bağlayan beni hayata ve buraya. Önce ekerim tohumları kara toprağa, sonra beklerim ki dönüşsünler ak koçanlara. Böyle geçti yüzyılım bu topraklarda. Ne kötüden iz gördüm, ne de namertten söz duydum; şükrettim ama beklemedim ki Tanrı göndersin.

Bildim ki eğer vermezsem bu sarı tohumu kara toprağa ne umudum kalacak, ne de toprakla bir bağ aramda. ‘Dağın arkası dağ olur’ derler. Doğrudur. Lakin bakarsan, beklemeyi bilirsen dağın arkası bağ da olur. Onun için ne sabrımı ne umudumu yitirdim yalan dünyada. Ana rahmi gibidir dünya insana, ana rahminde göbek bağıdır hayat bağımız, dünyada ise umutlarımız. Umudunu yitiren, hayat bağını da yitirir oğul. Ben bunu bilir, bunu söylerim. Kalın sağlıcakla…’

Türk Dünyası’na Açık Mektup! Mayıs 18, 2007

Posted by Aybars in Adalet, Ahlâk, Aile, Akrabalık, Aktarma yeteneği, Alperenler, Bağlantılar, Başlangıç, Bekarlara yardım, Birlikte çalışma, Canlılara hizmet, Dayanıklılık, Devlet, Din, Diğergamlık, Dürüstlük, Edep, Emanete sahip, Girişimcilik, Gurbet-gezme, Göçebelik, Güvenilir, Hastalara yardım, Hoşgörü, Kategorilenmemiş, Kimlik, Kimsesizlere yardım, Komşuluk, Konukseverlik, Sakinlik, Saygı-sevgi, Sevgi, Sorumluluk, Spor, Tasavvufi derinlik, Türklerin Bakışı, Uygar, Yardımlaşma, Yenilikçilik, Yönetimde hoşgörü, Zaman, İnsanlık, İnsanlığa hizmet, İstanbul efendisi.
add a comment

Aziz Türk Milleti

Dünyanın en asil ve uygar milleti iken beceriksiz yöneticiler elinde dünyanın en zayıf ve görgüsüz milleti haline gtirildin.

Kendini unuttun. Vasıflarını unuttun. Seciyeni (karakter) bilmez hale geldin. Sapla samanı karıştırıp, doğru ile yanlışı ayırdedemez duruma düşürüldün. Hafızanı kaybettirdiler.

Yeniden büyük olmak istiyorsan kendini tanımalısın. Sana hayat veren ana vasıfları bilirsen, seciye ve ahlâkını öğrenirsen, iyi ve güzel yanlarını geliştirebilir, olumsuz yanlarını törpüleyebilirsin. Ama kendini tanımazsan yok olup gidecek, koyun sürüsü haline getirileceksin.

Zararın neresinden dönersen kârdır. Sana yakıştırılmak istenen, asla senin özelliğin olmayan sıradan özellikler, senin asıl seciyen (karakter) imiş gibi sana yutturulmaya çalışılıyor. Bundan hemen kurtulmalı kendini yakından tanımalısın. Onun için de tarihine, uygarlığına, eserlerine bakmalısın. Seni asil yapan neler varsa onları yeniden öğrenmeli ve evlatlarına öğretmekle kalmayıp yaşatmalarını sağlamalısın.

Biz bir gönüllüler topluluğu olarak bir çalışma başlattık.  Bu sitede bizi biz yapan seciyemizi araştırıp milletimizin hizmetine sunmaya çalışacağız. Sen de katıl.

Yöntemimiz, sıradan özelliklerimizi anlatmak değil, davranışlarımızı yönlendiren, neredeyse genlerimize yerleşmiş ana hususiyetleri işlemek olacaktır. Seciyemizi (karakter) bu şekilde ilgililerin dikkatine sunulmak üzere ortaya koymaya çalışacağız.

Çalışmak bizden, yardım Allah’tan.

KÜÇÜK İŞLER YAPMASINI BİLMEYENLER BÜYÜK İŞLER BAŞRAMAZ! (İsmail Gaspıralı)