jump to navigation

Güney Afrika’da Osmanlı torunları Eylül 27, 2007

Posted by Aybars in Akrabalık, Alperenler, Devlet, Din, Diğergamlık, Emanete sahip, Girişimcilik, İnsanlığa hizmet.
3 comments

Güney Afrika’daki Osmanlı Torunları…

Türk Hava Yolları son yıllarda inanılmaz bir gelişme içerisinde. Bir yandan uçak filosunu sürekli yeniliyor diğer yandan uçuş noktalarını artırıyor.

Son birkaç yıl içerisinde 30’a yakın yeni noktaya uçan THY’nin büyüme zincirinin en son ve en yeni halkası Güney Afrika oldu. THY’nin 4 yıl aradan sonra yeniden uçak seferleri başlattığı Güney Afrika’ya uçan heyette bir grup medya mensubu, işadamı ve bürokratla birlikte biz de yer aldık.

Dev gövdeli uçağın ilk yolcuları arasında çok sayıda da Güney Afrika’lı vardı. Güney Afrika Türkiye’ye yaklaşık 10 saat uçuş mesafesi olan, dünyanın öbür ucunda bir ülke.

Uçağımız önce 10 milyon nüfuslu Johannesburg’a, ardından da 4.5 milyon nüfuslu turizm şehri Cap Town’a indi. Burada inanılmaz bir coşkuyla ve sevgi gösterileriyle karşılandık. Cap Town’da kaldığımız 3 gün içerisinde Güney Afrika’nın pek çok güzelliğini görme imkanı da bulduk. Penguen adasındaki sevimli penguenleri, Atlas okyanusu’ndaki kayalıklarda fok balıklarını, Hint Okyanusu’yla Atlas Okyanusu’nun birleştiği nokta olan Ümit Burnu’nu ve pek çok önemli mekanı gezdik.

Güney Afrika’daki Osmanlı nesli…

Güney Afrika gezisinin benim açımdan en ilginç tarafı ise Osmanlı neslinden gelen Efendi ailesini tanımak oldu. Ben sizlere kısaca Efendi ailesini tanıtayım:

1870’li yıllar…

Güney Afrika İngiltere sömürgesidir… Osmanlı Devleti ise Ulu Hakan Abdülhamid Han’ın idaresindedir…

İngilizler binlerce Malezyalı ve Endonezyalı köleyi Güney Afrika’ya getirir… Ancak bu Müslüman köleler arasında dini konularda büyük bir boşluk ve kargaşa oluşur. Dönemin İngiltere kraliçesi bu konuda Osmanlı Devleti’nden yardım ister…

Abdülhamid Han, çok güvendiği ve dini bilgisinden emin olduğu Ebubekir Efendi’yi Güney Afrika’ya gönderir.

Ebubekir Efendi dini ilimler konusunda yüksek bilgisi olan hem çok kültürlü hem de çok takva bir alimdir. Aynı zamanda baba tarafından seyyiddir…

Güney Afrika’ya gelince bölge halkına İslamiyeti tebliğ konusunda stratejik adımlar atar. Mesela ilk işi burada halkın konuştuğu dilleri öğrenmek olur. Kısa sürede 7 dil öğrenir. Hem Batılılarla hem Afrika yerlileriyle hem de Malezya ve Endonezya’dan getirilen Müslüman esirlerle kolay diyalog kurar.

Bu arada birkaç stratejik evlilik yapar ve bazı etkili topluluklarla akrabalık bağları da kurarak Cap Town şehrindeki etkinliğini artırır. Ebubekir Efendi’nin gayretleri sonucunda pek çok insan İslam’la tanışır.

Malezyalılar ve diğer Müslüman unsurlar kimliklerini yaşatma imkanı bulur. Bugün yaklaşık 4.5 milyon nüfuslu Cap Town şehrinin yüzde 30 kadarı müslümandır. Şehrin pek çok yerinde kiliselerle birlikte camiler de var.

Güney Afrika’da Efendi adı adeta bir efsaneye dönüşmüş. Ebubekir Efendi’nin halen yüzlerce torunu bulunuyor. O torunlardan biri olan Kerime hanımla THY’nin açılış yemeğinde tanıştık.

Konuşkan, cevval orta yaşlı bir kadın.

Osmanlı’ya, Türkiye’ye, Türklere karşı büyük sevgi hisleri var. Konuşmasındaki heyecandan bunu hissettim. Kerime hanım bir Alman’la evli. Fakat kızı İnci hanımı Türk işadamı Levent Şenol beyle evlendirmiş. En yakın zamanda Türkçe’yi öğrenmek istediğini söylüyor.

Ebubekir Efendi’nin torunları arasında Türkçe’yi güzel konuşan bazı kimselerin de olduğunu öğreniyoruz. İnşallah onları bir sonraki güney Afrika ziyaretimizde bulup konuşacağız. Eminim çok ilginç bazı hayat hikayeleri çıkacak.

Abdülhamid Han’ın Güney Afrika’ya gönderdiği din alimi Ebubekir efendi hayatı boyunca burada kalmış. Mezarının da Cap Town şehrinde olduğu söyleniyor.

Geçtiğimiz yıl Güney Afrika’yı ziyaret eden Başbakan Erdoğan, bu konuyla da yakından ilgilenmiş. THY Başkanvekili Hamdi Topçu da aynı şekilde konuyla yakından ilgileniyor ve Cap Town şehrinde, Ebubekir Efendi’nin ve Osmanlı’nın adını yaşatacak olan bir kültür evi ve anıt mezarın yapılması için gayret gösteriyor.

Eyalet Başbakan’ından anlamlı mesajlar

Cap Town’daki ziyaretimiz sırasında bölge Eyalet Başbakanı İbrahim Resul’le de tanışıp kısa bir süre de olsa sohbet etme imkanı bulduk. O da Türkiye-Güney Afrika ilişkilerinden sözederken hemen Ebubekir Efendi’nin hizmetlerinden bahsediyor.

İbrahim Resul bey Malezya kökenli bir Müslüman devlet adamı. Son derece bilgili, kültürlü, entelektüel bir kişi. Türkiye’deki gelişmeleri yakından takip ediyor. Başbakan Erdoğan’la yakın dostlukları var.

Güney Afrika’dan bakınca Türkiye’yi nasıl gördüklerini sorduğumda, aslında dışımızdaki dünyanın Türkiye’yi ne kadar yakından takip ettiğini bir kez daha görme imkanı buldum. Türkiye’de bazı kimseler çeşitli zırvalarla ve ipe sapa gelmez konularla gerilim çıkarmaya devam ederken, dış dünya olup biteni büyük bir dikkatle takip ediyor.

Eyalet Başbakanı İbrahim Resul, 27 Nisan muhtırasından 22 Temmuz seçimlerine ve Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığına uzanan süreci, yaşanan rejim tartışmalarını bize tek tek anlattı. Seçimlerden güçlü bir iktidar çıkmasına, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı seçilmesine, Türkiye’deki demokratikleşme sürecine çok olumlu baktıklarını söyledi.

Bir şey daha öğrendik; Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz yıl Güney Afrika’ya yaptığı ziyaret iki ülke arasındaki ilişkileri çok olumlu etkilemiş. Örneğin Güney Afrika’ya ihracatımız yüzde 85 artmış. Halen iki ülke arasında 2.5 milyar dolara yakın bir ticaret hacmi bulunuyor. THY’nin 4 yıl aradan sonra yeniden başlattığı uçak seferleriyle, iki ülke arasındaki ilişkilerin hızla artması bekleniyor.

Battaniye Kralı Türk işadamı…

Halen Güney Afrika’da az sayıda Türk işadamı bulunuyor. Türk işadamları arasında öne çıkan en önemli isim Levent Şenol. Sivaslı genç işadamı Levent Bey, 18 yıl önce geldiği Güney Afrika’da şimdi dünyanın 3. büyük battaniye üreticisi olmuş. İlk önceleri eşarp ticaretiyle daha sonra Türkiye’den battaniye ithalatıyla işlerini büyüten Levent Şenol şimdi Cap Town’daki dev fabrikasında günde 3 vardiya üretim yapıyor, 400 kişiye istihdam sağlıyor ve 20 milyon doları aşkın ciro gerçekleştiriyor. Levent Şenol’un yanı sıra birkaç küçük çaplı battaniye üreticisi Türk işadamının olduğunu öğrendik. Yine gıda ve tekstil alanında faaliyet gösteren Türk işadamları var.

Türk okulları Güney Afrika’ya da gelmiş…

Dünyanın dört bir yanındaki Türk okulları güney Afrika’yı da ihmal etmemiş. Star adını taşıyan Türk okulunda ana sınıfından lise son sınıfa kadar modern bir eğitim veriliyor. Cap Town havalimanında bizleri Türk ve Güney Afrika bayraklarıyla karşılayan sevimli siyahi çocukların bu Türk okulunda okuduğunu öğrenince okulu mutlaka ziyaret etmeye karar verdik ve burada duygu dolu anlar yaşadık. Çocuklar bizlere Türkçe şiirler okudu, şarkılar söyledi.

1870 yılında Osmanlı Devleti’nin buraya gönderdiği Ebubekir Efendi’den sonra, çağdaş Alperen Dervişler ilimle, irfanla, eğitimle yeniden Güney Afrika’ya gelmişlerdi. Tıpı Ebubekir Efendi’nin önce kalpleri ve gönülleri fethederek hizmetini sürdürmesi gibi, Türk okulları da samimiyet ve ihlasla buradaki eğitim hizmetini sürdürüyor. Yakın bir gelecekte bu okullardan mezun, Türkçe konuşan, Türkiye’yi seven yüzlerce genç mezun olacak.

Cap Town’daki okulla birlikte, Güney Afrika genelinde 4 Türk okulu faaliyet gösteriyor ve bu okullarda bin öğrenci öğrenim görüyor.

Seyfullah Türksoy
www.turksoylaipekyolu.com

SEVGİ MEDENİYETİ Mayıs 18, 2007

Posted by Aybars in Adalet, Ahlâk, Aile, Akrabalık, Bekarlara yardım, Birlikte çalışma, Canlılara hizmet, Dürüstlük, Din, Diğergamlık, Edep, Hastalara yardım, Kimsesizlere yardım, Komşuluk, Saygı-sevgi, Sevgi, Yardımlaşma, İnsanlığa hizmet, İstanbul efendisi.
add a comment

Zeki Soyak

 Bir toplumda insanî ilişkiler ve insanların diğer canlılara ve doğaya karşı tutum ve davranışları, o toplumun inanç, örf ve adetlerinin, gelenek ve göreneklerinin göstergesidir. Yüzlerce yıl bir arada yaşayan insanlar, aynı mahalleyi, aynı köyü, aynı şehri yurt tutmuş bir çok müşterekler edinmişlerdir. Aynı acıları, aynı sevinçleri paylaşmışlar, toplum hafızasında unutulması mümkün olmayan hatıralar ve izler bırakan nice hadiseleri beraber yaşamışlardır.

Bu paylaşımlar, yüzlerce yıl süren bu beraberlikler, yaşanılan topraklarda yeni yeni medeniyetlerin doğmasına, gelişip büyümesine vesile olmuştur. Medeniyetlerin oluşmasında elbette en büyük etken DİN’dir. Dinsiz, inançsız bir toplumun kalıcı ve etkileyici bir medeniyet tesis etmesi asla mümkün değildir. Geçmişte birçok kavimler çok büyük toprak parçalarını ele geçirmiş, çok geniş topraklar üzerinde de büyük devletler kurmuşlardır. Ne var ki bu devletler uzun müddet ayakta kalamamış, arkalarında acı, vahşet ve dehşet bırakarak tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir. Bir müddet ayakta kalabilenler; sömürü, vahşet ve zulüm çarklarını döndürebilenler ise, insanlığa bir müddet daha acı çektirmekten öte bir şey yapmamışlardır. Sebep, ya dinsizlikleri, ya mensup oldukları dinin gereğine göre hareket etmemeleri, ya da dinlerini kendi heva ve heveslerine göre tahrif etmeleridir. İnançlı ve inancının gereğini yaşayan toplumların meydana getirdikleri medeniyetler ise, devletleri zeval bulduktan sonra da etkilerini ve varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Medeniyet deyince elbette ilk akla gelen İSLAM MEDENİYETİ’dir. İnsanlık onun gibisine asla şahit olmamıştır. Bundan sonra da olamayacaktır. Çünkü İslam medeniyeti, Allah’ın varlık ve birliğine ve ahiret gününe iman gibi yüce bir inançtan beslenmektedir. Bu inanca sahip fert ve toplumlar sadece dünyalarını mamur etmek için değil, daha da önemlisi ahiretlerini mâmur etmek, ebedi saadete kavuşmak için çaba gösterirler. Nefislerine, çıkarlarına göre değil, dinlerinin emir ve yasaklarına göre hareket ederler. Yüce kudret karşısındaki bu teslimiyet; kargaşaları, kavgaları önleyerek birlikte çalışmayı, yardımlaşmayı, karşılıklı hak ve hukuka riayeti, insanî ilişkilerde hoşgörüyü, diğergamlığı, karşılıklı muhabbeti ön plana çıkarır. Çünkü merkezinde insan vardır. İnsana önem verir. İnsana da kendi emrine verdiği diğer varlıkları korumayı, doğaya karşı saygılı olmayı ve onlardan ancak meşru yoldan, dinin müsaade ettiği ölçülerde faydalanmayı emreder. Böylece sadece insanlar arasında değil, bütün varlıklar arasında akıllara durgunluk veren bir ahenk tesis edilmiş olur. İşte bu ahenkler cümbüşünden, kıyamet sabahına kadar devam edecek olan, insanlığın her devirde ve her şartta istifade edeceği, etkileneceği, dönüp dolaşıp neticede karar kılacağı İslam medeniyeti vücut bulmuştur.

Bu medeniyet sevgi medeniyetidir. Hoşgörü medeniyetidir. İsar medeniyetidir.  Hukuk medeniyetidir. Ahlak medeniyetidir. Hizmet medeniyetidir.

Bu medeniyetin muharrik gücü muhabbettir. Allah Teâlâ’ya, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e muhabbettir.

Yaratan’dan ötürü yaratılana muhabbettir, onun için muhabbet yüce bir duygudur. Bitmeyen tükenmeyen bir enerjidir. Akılların yorgun düştüğü, bedenlerin mecalsiz kaldığı, ümit ışıklarının fersizleştiği ortamlarda fert ve toplumları yeniden derleyip toparlayan, sönmeye yüz tutmuş hizmet ateşini körükleyen, kulluk heyecanını coşturan muharrik bir güçtür. Muhabbete teşne olan kalbler, RAHMAN’ın kudret elinde, bütün kâinatı kucaklayan bir inşiraha ulaşarak, yaratandan ötürü yaratılanı sevmenin sırrına muttali olurlar. LATİF’in nice lütuflarına mazhar olarak nice LETAFETLER’le donanırlar.

Muhabbet ehli için, Mahbub’un yolunda her şeyini ve hatta canını feda etmek bile bir fedakarlık sayılmaz. Böyle bir iddia Mahbub’a karşı saygısızlık addedilir.

“Allah’a ve Peygambere itaat edenler, işte onlar, Allah’ın kendilerine in’am ettiği peygamberler, sıddîklar, şehidler ve salihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar.” (Nisa/69) ayetinde verilen mesajı idrakle, muhabbetin itaat gerektirdiğini, itaat etmeyenlerin muhabbet iddiasının yalan bir iddia olduğunu kavrayarak, yaşantılarını Allah Teâlâ’ya, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e ve O’nun itaatle emrettiklerine itaat ederek TAÇ’landırırlar.

Sahabeden bir zat, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna gelerek; “Ya Rasulullah! Seni o kadar seviyorum ki sen aklıma gelince, hemen gelip seni görmesem canım çıkacak gibi oluyor. Sonra ahireti düşünüyorum, eğer cennete girersem, elbette senden çok aşağı mertebelerde olacağım. Senden ayrılmak bana çok zor geliyor. Ben cennette de seninle beraber olmak istiyorum.” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir şey demedi, sükut etti. Bir müddet sonra yukarıda zikredilen Nisa suresinin 69. ayeti kerimesi nazil oldu. Böylece, o sahabenin şahsında bütün müslümanlara, cennette Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber olmak istiyorsanız, gerçekten onu çok seviyorsanız, Allah Teâlâ’ya ve O’nun Rasulüne itaat etmeniz gerekir mesajı verilmiş oldu.

Müslüman toplumlarda başka hiçbir toplumda görülemeyen o kadar güzellikler vardır ki, bu güzellikleri tâdât etmek mümkün değildir. Ne yazık ki birçoklarımız bu güzelliklerin farkında bile değiliz. Renk ve râyihâsı ile bülbüllerin mestolduğu bir gülistana, kargaların eşelenip deşelendiği pis kokulu bir mezbeleliği tercih edenler, ne utanç verici bir seçim yaptıklarının farkında değillerdir.

İslam’ın değerlerinden, İslam medeniyetinin güzelliklerinden yüz çevirip, Batının kokuşmuş yaşantısını tercih edenler, batıya özenenler, kendi değerlerinden, kendi güzelliklerinden habersiz zavallılardır.

Ecdadımız İslam’a bağlı kaldıkları, Allah Teâlâ’ya ve Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e itaat ettikleri için hem huzur bulmuşlar ve hem de huzur vermişlerdir.

İnsanlara hizmeti bir ibadet kabul etmişler, bütün canlılara şefkat ve merhametle muâmele etmişlerdir. Onun için hem insanlara ve hem de hayvanlara, kuşlara hizmet gayesiyle sayılamayacak kadar vakıflar kurmuş, vakıf müesseseleri tesis etmişlerdir. Medrese, cami, tekke, kervansaraydan tutun da sokakta başı boş, sahipsiz hayvanların bakımına, göçmen kuşlardan hasta olan, yaralanan ve dolayısıyla vakti gelince göç edemeyenlerin tedavi ve bakımlarına, evlilik çağına gelen ve fakat fakirlik veya kimsesizlikten dolayı evlenemeyen gençlerin evlendirilmelerine, kimsesiz ve muhtaç çocukların ve yaşlıların barınmaları ve bakımlarına kadar çeşit çeşit vakıflar kurmuşlar ve bu vakıfların hizmetlerini devam ettirebilmeleri için her türlü imkanı sağlamışlardır.

Diğer taraftan birbirleri ile olan ilişkilerde, alışverişlerde, aile, akrabalık, komşuluk ve arkadaşlık münasebetlerinde, yardımlaşmada, karşılıklı saygı ve sevgiye dayalı çok köklü bir gelenek ve görenek tesis etmişlerdir. Büyüklere karşı saygı, küçüklere sevgi ve şefkat, kadınlara bir ana olarak verilen değer, düşkünlere, kimsesizlere yardım, destanî boyutlara ulaşmıştır.

İnsanî ilişkilerdeki karşılıklı nezaket ve edeb büyük bir hayranlık uyandırmakta, insan bu muhteşem manzara karşısında gıbta ve hasretle iç geçirmektedir. Bu nezaket ve edeb “İSTANBUL EFENDİSİ” tabiri ile simgelenmiştir. Toplumumuz bu simgeye ne kadar muhtaçtır.

Ecdadımız gayrimüslimlere gösterdikleri hoşgörü ile de temayüz etmişlerdir. Onların idaresindeki müslim, gayrimüslim herkes adalet, şefkat, merhamet ve hoşgörüye muhatab olmuşlardır. Asla şiddet ve baskıya tabi tutulmamışlardır. Bu gerçeği gayrimüslimler bile takdirle yâd etmişlerdir.

Nitekim bir yabancı şu itirafta bulunmuştur: “Eğer Türkler hakimiyetleri altına aldıkları milletlere Hıristiyanların yaptıkları gibi zorla İslamiyeti kabul ettirmiş olsalardı, ki buna kimsenin itirazı olamazdı. Bugün ne Ermeni meselesi, ne Girit meselesi ve muhtemelen de ne de şark meselesi olurdu. Oysa Türkler bunu yapmadılar. Kur’an’ı Kerim’e uyarak herkesin kendi usulünce ibadet etmesine müsâde ettiler. Böylece Hıristiyan Avrupa’nın bizzat Hıristiyan kanı döktüğü ve inançları değişik olanlara vahşice zulüm yaptıkları bir devirde Osmanlı İmparatorluğu engizisyonun bulunmadığı, yakmaların ve sihirbazlık ithamlarının mevcut olmadığı yegâne memleket oldu. Hıristiyanlar tarafından her yerden kovulan, tard ve takip edilen Yahudilerin sığınabildiği tek memleket de Osmanlı ülkesi olmuştur. Bunlar da gösteriyor ki manevi bakımdan İslam ülkeleri Hıristiyan ülkelerinden çok daha iyi yaşama şartları bahşetmiştir.” (Yabancılara Göre Eski Türkler)

Görüldüğü gibi, bizi biz yapan değerlerimize sahip çıktığımız, dinimizin icaplarına göre yaşadığımız devirlerde sadece Müslümanların değil, gayrimüslimlerin de huzur bulduğu, inançlarına göre serbestçe yaşadığı bir sığınak olduk. Herkese, her varlığa hizmet götürmeyi, dürüst, ahlaklı, edebli olmayı, ilişkilerimizde hoşgörülü, nezaketli olmayı, diğergam olmayı toplum olarak hayat tarzı seçtik ve Müslümanlardan başka hiçbir toplumun tesis edemediği ve edemeyeceği İslam medeniyetini gerçekleştirdik.

http://www.ilkadimdergisi.com/162/basyazi.htm

Türk Dünyası’na Açık Mektup! Mayıs 18, 2007

Posted by Aybars in Adalet, Ahlâk, Aile, Akrabalık, Aktarma yeteneği, Alperenler, Başlangıç, Bağlantılar, Bekarlara yardım, Birlikte çalışma, Canlılara hizmet, Dayanıklılık, Dürüstlük, Devlet, Din, Diğergamlık, Edep, Emanete sahip, Göçebelik, Güvenilir, Girişimcilik, Gurbet-gezme, Hastalara yardım, Hoşgörü, Kategorilenmemiş, Kimlik, Kimsesizlere yardım, Komşuluk, Konukseverlik, Sakinlik, Saygı-sevgi, Sevgi, Sorumluluk, Spor, Tasavvufi derinlik, Türklerin Bakışı, Uygar, Yardımlaşma, Yönetimde hoşgörü, Yenilikçilik, Zaman, İnsanlık, İnsanlığa hizmet, İstanbul efendisi.
add a comment

Aziz Türk Milleti

Dünyanın en asil ve uygar milleti iken beceriksiz yöneticiler elinde dünyanın en zayıf ve görgüsüz milleti haline gtirildin.

Kendini unuttun. Vasıflarını unuttun. Seciyeni (karakter) bilmez hale geldin. Sapla samanı karıştırıp, doğru ile yanlışı ayırdedemez duruma düşürüldün. Hafızanı kaybettirdiler.

Yeniden büyük olmak istiyorsan kendini tanımalısın. Sana hayat veren ana vasıfları bilirsen, seciye ve ahlâkını öğrenirsen, iyi ve güzel yanlarını geliştirebilir, olumsuz yanlarını törpüleyebilirsin. Ama kendini tanımazsan yok olup gidecek, koyun sürüsü haline getirileceksin.

Zararın neresinden dönersen kârdır. Sana yakıştırılmak istenen, asla senin özelliğin olmayan sıradan özellikler, senin asıl seciyen (karakter) imiş gibi sana yutturulmaya çalışılıyor. Bundan hemen kurtulmalı kendini yakından tanımalısın. Onun için de tarihine, uygarlığına, eserlerine bakmalısın. Seni asil yapan neler varsa onları yeniden öğrenmeli ve evlatlarına öğretmekle kalmayıp yaşatmalarını sağlamalısın.

Biz bir gönüllüler topluluğu olarak bir çalışma başlattık.  Bu sitede bizi biz yapan seciyemizi araştırıp milletimizin hizmetine sunmaya çalışacağız. Sen de katıl.

Yöntemimiz, sıradan özelliklerimizi anlatmak değil, davranışlarımızı yönlendiren, neredeyse genlerimize yerleşmiş ana hususiyetleri işlemek olacaktır. Seciyemizi (karakter) bu şekilde ilgililerin dikkatine sunulmak üzere ortaya koymaya çalışacağız.

Çalışmak bizden, yardım Allah’tan.

KÜÇÜK İŞLER YAPMASINI BİLMEYENLER BÜYÜK İŞLER BAŞRAMAZ! (İsmail Gaspıralı)

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.