Alt Kimlikler Mayıs 18, 2007
Posted by Aybars in Kimlik.add a comment
ergunozgen <ergunozgen@SUPERONLINE.COM>
“Alt kimlik, üst kimlik… Ya 66. madde?..”
SEVR- MEVR DEMODE! MOZAIK KAÇ PARÇA?
Mustafa Yildirim
Sicak Temmuz gününde yabanci devletlerin elçilik
kapilarinda
ülkelerinden ayrilip gitmek üzere beklesen Iranlilari,
Afganistanlilari ve
yurttaslarimizi izlerken, tepeme gelip dikildi ve teklifsiz iskemleyi
çekip oturdu. “Hello!…” dedikten sonra,bira bardagini masaya sertçe
koydu; koltugunun altina kistirdigi bir tomar gazeteyi önüme atti.
Göbegini öne çikarip, arkaya kaykilirken, sönmüs purosunu yeniden
yakti;
birasindan bir yudum çekti ve siritarak “Dersimiz bölme!” dedi ve
duraksamadan anlatmaya basladi. Türkçesi de güzeldi dogrusu!
“Bölmenin anasi etniktir: Türkler/ Kürtler/
Çerkesler/
Gürcüler/Arnavutlar/ Araplar/Yahudiler/Ermeniler/ Rumlar/ Lazlar vb.”
Saskinliga ugradim. O bunu firsat bilip, sesini
yükseltti:
“Bu etnik topluluklari da kendi içinde bölmek olanakli.
Örnegin Çerkesleri Inguslar, Çeçenler, Abazlar v.s. diye
bölebilirsiniz.
Ancak, maksat Türkleri bölmekse, kökenlerine
basvurulabilir:
Türkmenler / Özbekler / Kazaklar / Kirgizlar vb.
Masamdan kalkmasini rica edecektim ki, bu son sözleri
üzerine caydim. Bu “re” seslerinin yuvarlatip, genizden konusan adami
dinlemeye karar verdim ve sordum:
“Bunu nasil becereceksiniz? Biz artik kendimize ‘Türk’
demeyi benimsedik, senin dediklerin çok gerilerde kaldi.”
Inat etmedi, belli ki, beni ikna etmeye kararliydi.
“Himm..”
dedi, basini kasidi ve sesini yumusatti:
“Bu belki biraz zor olabilir. Öyleyse suna ne denilir?
Göçmenler / Yerliler diye ayirsak. Nasil olsa siz
Avrupali
olmaya kararlisiniz. Bu Balkan göçmenlerine ‘Siz Avrupalisiniz,
medenisiniz.. Oralarda maliniz mülkünüz kaldi…’ deriz.
Göçmenleri kendi içinde bölebilirsiniz: Yugoslav
göçmenleri
/ Makedonya göçmenleri / Bulgaristan göçmenleri / Trakya
göçmenleri v.b.
Yerlileri bir baska sekilde bölebiliriz. Karadenizliler
/
Egeliler / Dogulular / Batililar / Karamanlilar v.b.
Bu bölme isinin ayrintilari için Anadolu Beylikleri’ni
gösteren bir ilkokul tarih kitabini açip haritalara bakabilirsiniz.”
Kaptirmis gidiyordu. Araya girdim,”Bitti mi?” diyecek
oldum.
“Noo!..” dedi ve yine agzini yaya yaya, “re” sesini yuta yuta
sürdürdü
konusmasini:
“Bu kadar bölme yetmez. Öbekler bir ortak çikar ugruna
yan
yana gelebilirler ve bölme isi toplamaya dönebilir. O nedenle, bölme
isini
ufalama eylemiyle ve kolayca kiskirtilabilen duygularla örülmüs kine
dönüstürebilirsiniz. Yapilmasi gereken kutsallikla oynamaktir. Önce
ikiye
bölmeli: Inananlar/ Inanmayanlar.”
Iste burada aklim karisti, sözünü kestim:
“Neden Müslümanlar- Hiristiyanlar degil de, inananlar /
inanmayanlar olarak bölünecek?”
“Sir, Müslüman/Hiristiyan olarak bölünürse; bir
tarafi, yani
Müslümanlari birlik olmaya itelersiniz. Bu durumda etnik bölme
numarasi
zarar görür. Artik inananlarin içine Ortodokslar, Museviler,
Katolikler,
Protestanlar, Süryaniler, Müslümanlarin sünnisi, Alevisi, Caferisi
v.s.
girecek.”
“Inanmayanlar kim? Komunistler mi?”
“O eskidendi. Yönetim düzeninde, din esas olarak
alinmadigindan laiklik birlestirici oluyor. Simdi “inanmayan” demek;
laikligi savunan, din esaslarinin yönetimde etkisini istemeyen demek
oluyor.”
“Yani laiklik taraftari olanlar inanmayanlar mi oluyor?”
“Aynen böyle. Kilise, cami, dergah egemenligi
isteyenlerle
istemeyenler meselesi.. Bölmeyi sürdürüyoruz. Inananlardan
Müslümanlari
ufalayabiliriz: Kürt Sünniler / Safi Sünniler / Kürt Aleviler /
Türk
Aleviler / Hanefi Türkler/ Caferi Türkler/ Rufailer.. vs
Simdi de mezhepleri alt öbeklere, tarikatlara
bölebilirsin:
Naksiler/ Süleymancilar/ Nurcular/ Ilimciler/
Menzilciler/
Kadiriler/ Nizam-i Alemciler.
Böl bölebildigin kadar… Bunlara bir de sinifsal
bölmeler
eklendiginde degme bilgisayar programi Anadolu insanini bir araya
getiremez! Hele bir de ise partizanlik karistirdin mi deme gitsin!”
“Cografi olarak bölemedikten sonra mozaik gazetede
kalir!Burasi senin oradan buradan toplama halkina benzemez!”
“Yes Sir! You are right! Harita üstünde Sevr- Mevr yok
artik! Güçlendirilmis yerel yönetimler var! Merkezi devlet yok!
Sivil
toplum örgütleri, vakiflar, seyhler, dedeler, seyyidler, çelebiler,
babalar, emirler, falcilar, büyücüler, üfürükçüler,
nüshacilar, agabeyler,
bacilar… var. Yurttaslik bitti! Mensupluk var! Isve esitlik için
mensup
olacaksin! Daha da esit olmak için mensup olmak yetmez, meczup
olacaksin!”
“Bu islerin mümkünü yok!”
“Olmaz olur mu? Çogu oldu bile! Size önce ‘Kimliginiz
nedir?
Batili mi, Dogulu mu?’ diye sorduk!
Sonra siz ‘Acaba bizim kimligimiz nedir? Büyük büyük
dedem
asil miydi acaba?’ diye kendi kendinize sormaya basladiniz!”
“Vay canina! On bes, yirmi yil evvel böyle baslamistik!
“Iste biz de böyle basladik ve 80 yildir sizi bir arada
tutan ne varsa yikiyoruz. ‘Insan haklari’ diyerek, ‘Demokrasi, din ve
inanç özgürlügü’ diyerek,
’sivil toplum’ diyerek, ‘resmi tarih’ diyerek, ‘ezen
ulus-
ezilen ulus’ diyerek; kutsal devlet adina çetelestirerek, ülkenizin
topraklarini beyaz zehir ticaretine yol ederek,
babalarla yöneticileri yan yana fotografa sokarak,
mafyaniza
sagla solu birlestirterek, devlet yönetimini milletine
yabancilastirarak,
yurtta sulhünüzü bozarak, komsularinizla aranizi açip cihanda
sulhünüzü
silerek…
Yuvarlak masa, vakif, burs, ziyaret, ticaret,
konferans…
Amerika severlerinize Amerikan Enstitüleri, “think tank”ler, Alman
severlerinize Kondrad, Ebert vakiflari, dinseverlerinize Hiristiyan
diyalogçulari,Moon tarikati, Presbiteryen, Evangelist misyonerleri,
Nurculuk uzmanlari, solculariniza insan hakçilari, sagcilariniza
inanç
hürriyetçileri yolladik ve .
Kafaniz karisti, akliniz sasti… Üstelik asagilik
kompleksine kapilmayiniz diye Amerika’da egitilmis Uzakdogululari,
Yahudileri, Afrikalilari yollamaya çaba gösterdik.
Burslar verdik. En zeki çocuklarinizi kendimize
benzettik.
Onlar slimdi özel-resmi üniversitelerinizde yerinde mensup, liberal
gençler egitiyorlar!
Dayanma gücüm kalmamisti ama, adam hakliydi.Gerçekten
böyle
oluyordu. Onlarin egittikleri basbakan, bakan, müstesar oluyordu.
Çarem
kalmamisti; öfkelendim ve sesimi yükselttim:
“Milli devlet, Güçlü iktidar? Ulusal birlik?
Mukaddesat?”
diyenler?!”
“Sir! Milliyet bitti!
Yasasin global dünya!
Yasasin tek dünya, tek devlet, tek din!…
Yok istiklal! Yok basina buyruk yönetimler!
Yasasin Ronald, George, Billy, Hillariy, Blair,
Schroeder.
Little Targit, Hodja!..
Dede!.. Baba! “
Costukça costu, isaret parmagini gözüme sokarcasina
uzatarak, bagirmaya basladi. Heyecandan birayi devirdi, aldirmadi.
Türkçeyi unutmustu, “re” leri öne çikti:
“Adaptasyon, entegrasyon-Prezidintt… Suvpir Steyt,
frend
Yurop… Insaa- Allah, Teksas, Yu Key, Pop, Bisop, Hodja… Effendiy,
Rabbiy, Oya, Merve, Gül, Tayyib, Denis, Bulend… Barzan, Talaban!.. “
Sonra mi? Bilmiyorum, önümüzdeki gazetelere dalmisim.
Onu
duymuyordum. Gazetedeki yazi adamin söylediklerini yazar gibiydi:
“Almanya Rügen Adasi’nda çogunlugu Kürdistanlilarin
yasadigi
mülteci kampi, esir kampindan beter -
PKK Baskanlik Konseyi Üyesi Mustafa Karasu: Asil
bölücü
Ecevit-
FEK (Kürdistan Aleviler Federasyonu) Kongresi
sonuçlandi:
Aleviligin okullarda tek basina ders olarak verilmesi için
çalismalarin
yürütülmesi (..)
Kongremiz ayrica geçtigimiz 29 Ekim’de 2. Baris ve
Demokrasi
Grubu ile Türkiye’ye giden FEK eski baskani Imam Canpolat’i ve PKK
Genel
Baskani Abdullah Öcalan’i selamlayarak kongre adina mesaj
gönderilmesi…”
O, purosunun külünü önündeki gazetenin üstüne
dökerken,
küllerin griliginde bir baslik daha gördüm:
“MGK’nin “tehlike” dedigi okullara olumlu rapor. T.C.
Moskova Büyükelçisi Hocaefendinin okullarini övdü.”
Bira bardaginin biraktigi islaklikla sararmis, siyah
beyaz
gazetedeki yaziyi okudum göz ucuyla:
“Alman Hiristiyan Demokrat Kondrad Vakfi ve Türk
Demokrasi
Vakfi Türk Anayasasi reformu için TBMM’de toplanti düzenledi. Reis-i
Cumhur toplantiyi açis konusmasinda ‘Anayasa reformu yapilmalidir’
dedi.”
Onu oldugu yerde biraktim. Ulus’a kostum! Birinci
meclisin
salonuna girdim, mebuslarin oturdugu okul siralarina, ortada duran
küçük
odun sobasina baktim! Los salonun agir sessizliginde, baskanlik
kürsüsüne
dogru ilerlerken derinlerden O’nun sesi geliyordu:
“Benim anladigima ve katiyen hüküm verdigime göre bu
millet
karar vermistir… Ya namusu ile yasayacaktir veyahut bütün memleket
yansin, yikilsin, harap olsun, gene bu devam edecektir. Bu memleketin
en
son tepesine kadar çikacagiz ve en son nefesimizi orada teslim
edecegiz.
Ancak ondan sonradir ki düsmanlar bu memlekete sahip olabilirler.”
Utançtan ne diyecegimi bilemedim; ancak “Koruyamadik,
Gazi
Pasa!” diye fisildayabildim.
(Müdafaa-i Hukuk Dergisi 30 Temmuz 2000′den alinmistir.)
Türk Dünyası’na Açık Mektup! Mayıs 18, 2007
Posted by Aybars in Adalet, Ahlâk, Aile, Akrabalık, Aktarma yeteneği, Alperenler, Bağlantılar, Başlangıç, Bekarlara yardım, Birlikte çalışma, Canlılara hizmet, Dayanıklılık, Devlet, Din, Diğergamlık, Dürüstlük, Edep, Emanete sahip, Girişimcilik, Gurbet-gezme, Göçebelik, Güvenilir, Hastalara yardım, Hoşgörü, Kategorilenmemiş, Kimlik, Kimsesizlere yardım, Komşuluk, Konukseverlik, Sakinlik, Saygı-sevgi, Sevgi, Sorumluluk, Spor, Tasavvufi derinlik, Türklerin Bakışı, Uygar, Yardımlaşma, Yenilikçilik, Yönetimde hoşgörü, Zaman, İnsanlık, İnsanlığa hizmet, İstanbul efendisi.add a comment
Aziz Türk Milleti
Dünyanın en asil ve uygar milleti iken beceriksiz yöneticiler elinde dünyanın en zayıf ve görgüsüz milleti haline gtirildin.
Kendini unuttun. Vasıflarını unuttun. Seciyeni (karakter) bilmez hale geldin. Sapla samanı karıştırıp, doğru ile yanlışı ayırdedemez duruma düşürüldün. Hafızanı kaybettirdiler.
Yeniden büyük olmak istiyorsan kendini tanımalısın. Sana hayat veren ana vasıfları bilirsen, seciye ve ahlâkını öğrenirsen, iyi ve güzel yanlarını geliştirebilir, olumsuz yanlarını törpüleyebilirsin. Ama kendini tanımazsan yok olup gidecek, koyun sürüsü haline getirileceksin.
Zararın neresinden dönersen kârdır. Sana yakıştırılmak istenen, asla senin özelliğin olmayan sıradan özellikler, senin asıl seciyen (karakter) imiş gibi sana yutturulmaya çalışılıyor. Bundan hemen kurtulmalı kendini yakından tanımalısın. Onun için de tarihine, uygarlığına, eserlerine bakmalısın. Seni asil yapan neler varsa onları yeniden öğrenmeli ve evlatlarına öğretmekle kalmayıp yaşatmalarını sağlamalısın.
Biz bir gönüllüler topluluğu olarak bir çalışma başlattık. Bu sitede bizi biz yapan seciyemizi araştırıp milletimizin hizmetine sunmaya çalışacağız. Sen de katıl.
Yöntemimiz, sıradan özelliklerimizi anlatmak değil, davranışlarımızı yönlendiren, neredeyse genlerimize yerleşmiş ana hususiyetleri işlemek olacaktır. Seciyemizi (karakter) bu şekilde ilgililerin dikkatine sunulmak üzere ortaya koymaya çalışacağız.
Çalışmak bizden, yardım Allah’tan.
KÜÇÜK İŞLER YAPMASINI BİLMEYENLER BÜYÜK İŞLER BAŞRAMAZ! (İsmail Gaspıralı)