Spor Mayıs 18, 2007
Posted by Aybars in Spor.add a comment
Türk tarihinde spor. (06.02.2007)
Türkler tarihlerinde her zaman spora çok yakın olmuşlar ve çok zaman ayırabilmişler; tarih boyunca spor faaliyetlerini kadınlı erkekli yapmışlardır. Tarihçiler Türklerin çok eskiden birçok sporu yaptıklarını kanıtlamışlardır. Türklerde spor, onun gücünü, çevikliğini, bedensel yetilerini gösteren milli kültür varlıklarımızdan birisidir. Yazılı spor tarihimizde büyük bir eksiklik olan Türklerin tarihinde spor konulu bu müthiş eseri Sayın: Talha DÜLGERBAKİ “ESKİ TÜRKLERDE SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ OLAN UYGULANAN SPOR AKTİVİTELERİ” adı altında bir kitap olarak yayınladı.

ESKİ TÜRKLERDE UYGULANAN SERBEST ZAMAN ETKİNLİKLERİ VE SPOR
Yazan : Talha DÜLGERBAKİ
Talha DÜLGERBAKİ ile iritibat :talhadulgerbaki@mynet.com
ÖZET
Bu çalışmanın amacı Eski Türklerin iş ve yaşamla ilgili zorunlulukların dışında kalan zaman dilimi içerisinde yapmış oldukları Rekreaktif etkinlikleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Eski Türklerin yaşam şekli, dini inanışları, fiziki şartları, kültürel özellikleri, siyasi yapısı vb. değişik konular araştırılmış ve bunların serbest zaman etkinliklerine olan etkisi incelenmiştir.
Araştırmada konu ile ilgili olarak çeşitli kaynaklardan tarama yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda: Eski Türkler iş ve yaşamla ilgili zorunlulukların dışında kalan zaman dilimi içerisinde vücut kültürünü geliştirici çeşitli aktiviteler düzenlemekteydi. Bu şeklide hem zorlu doğa şartlarına ayak uydurabilmişler, hem de düşmanlarına karşı üstünlük sağlayabilmişlerdir.
Anahtar Kelimeler: Rekreasyon, Eski Türkler, spor, kültür.
GİRİŞ
Rekreasyon, yenilenme, yeniden yaratılma veya yeniden yapılanma anlamına gelen Latince recreatio kelimesinden gelmektedir. Türkçe karşılığı yaygın bir şekilde boş zamanları değerlendirme olarak kullanılmaktadır. Bu ise, bireylerin yada toplumsal kümelerin boş zamanlarında gönüllü olarak yaptıkları dinlendirici ve eğlendirici etkinlikler anlamını taşımaktadır.
Rekreasyonun kaba bir tabirle iş ve yaşamla ilgili zorunlulukların dışında kalan zaman dilimi içerisinde yapılan dinlendirici, eğlendirici ve eğitici aktivitelerdir. Günümüz dünyasında sanayi inkılabının getirmiş olduğu yeniliklerle her geçen gün önemini artıran rekreasyon her alanda etkinliğini giderek artırmaktadır.
Rekreasyon kavramı ilk insandan günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Özellikle Sanayi İnkılâbından sonra, insanların gücünün yerini makineler almış ve insanların çalışma saatlerinde büyük bir düşüş meydana gelmiştir. Tarih öncesi dönemler ise, insanlar çalışma dışında kalan zaman dilimi içerisinde çeşitli aktivitelere katılmışlardır. Bu aktiviteler genellikle festival, şenlik, tören veya dini bayramlarda organize edilmiştir.
Hareketin yaşama zorunluluğu, sağlıklı kalmak arzusu, eğlenme ve boş zamanı geçirme gibi belli amaçlarla uygulanması da insanlık kadar eski devirlere uzanmaktadır. Beden eğitiminin fert ve toplumun gücünü ve sağlığını geliştirici değeri bilinen bir gerçektir.
Bu durum özellikle Eski Türklerde oldukça fazla görülmektedir. Dini ve milli içerikli bayramlarda, düğünlerde, ölü ve yas törenlerinde, bahar başlangıcı şenliklerinde bütün halk bir arada toplanır ve eğlenirlerdi. Bu aktivitelerin yapılış zamanlarına baktığımızda rekreasyonun tanımına uygun olduğunu görmekteyiz.
Bir milletin rekreatif faaliyetlerini inceleyebilmek için o toplumun coğrafi konumunu, iklimini, geçim kaynaklarını, yönetim şeklini, siyasi yapısını, dini inançlarını ve kültürel değerlerini göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Çünkü bu özellikler rekreatif faaliyetlere yön veren ve onların içeriğini belirleyen başlıca faktörlerdir.
Eski Türklerin yaşmış oldukları coğrafi şartlar, onların güçlü ve kuvvetli olmasını gerektiriyordu. Bu ise doğrudan vücut kültürü ile alakalı bir olgu olduğu üçün, Eski Türkler iş ve yaşamla ilgili zorunlulukların dışında kalan zaman diliminde vücut kültürünü geliştirici çeşitli aktiviteler yapmışlardır. Bunun üç önemli sebebi bulunmaktadır. Birincisi, karşılarında sürekli olarak mücadele ettikleri Çin gibi nüfus bakımından oldukça kalabalık olan bir kavmin olması, ikincisi, zor doğa şartları ve geçim kaynakları, üçüncüsü ise savaşçı bir kavim olmalarıdır.
ESKİ TÜRKLERİN YAŞADIKLARI BÖLGENİN COĞRAFİ ÖZELİKLERİ VE BUNUN SERBEST ZAMAN ETKİNLİKLERİ İLE OLAN İLGİSİ
Türklerin tarih sahnesine M.Ö. 6–7 bin yılarında Altay dağlarından Gobi çölüne kadar uzanan coğrafyada yaşadıkları tahmin edilmektedir. Eski Türklerin yaşamış oldukları bu bölgenin genel adına Orta Asya denilmektedir.
Eski Türklerin yaşadığı Orta Asya’da karasal bir iklim hüküm sürmekteydi. Özellikle kış aylarında zor doğa şartları insanların hem temel geçim kaynaklarından yoksun kalmasına hem de hareket kısıtlılığına neden oluyordu. Böylesine zor doğa şartlarında insanların güçlü ve kuvvetli olması ve bu durumu sürekli olarak devam ettirmesi gerekiyordu. Bu ise ancak sürekli ve düzenli olarak spor yapmakla sağlanabilirdi. Bu ise vücut kültürü ile alakalı bir durumdu.
Coğrafya ve doğa güçlünün yaşamasına olanak veriyordu. Zor doğa şartlarına karşı insanların güçlü ve kuvvetli olması için bazı hareketleri yapması zorunlu idi. İnsanların sürekli olarak güçlü ve kuvvetli olması için bu hareketleri düzenli olarak yapması ve vücut kültürünü sürekli en üst düzeyde tutması gerekiyordu. Av hayvanlarına yetişebilmek veya kendinden daha güçlü bir hayvandan kaçabilmek için çabuk, çevik ve dayanıklı olmak gerekir. Bu mücadeleler bazen uzun süreli direnmeyi veya kısa süre içinde en son gücün harcanmasıyla mesafe almayı gerektirir. Çoğu hallerde bu uğraşı, arazinin engebeli oluşu yüzünden yüksek, uzun ve derinliğine atlamaların bileşik şekillerini, yüksek ağaçlara, kayalara tırmanmayı, asılmayı kendine çekmeyi ve benzeri türlü hareketleri de gerektirebilir. İşte insanoğlu bu zorluklarla günlük yaşantısı içinde çok sık karşılaşmış, bu hareketlerin hayati değerini kavramış, kendisinde bu güç ve yeteneklerini geliştirecek alıştırmalara yer vermiştir.
İç Asya topluluklarının hayat tarzı; yerleşiklikten, yarı göçebeliğe geçiş şeklinde olmuştur. Bunun nedenleri ise yaşadıkları coğrafya, iklim, tabiat ve hayatını idame ettirmek için gerekli olan besin maddelerin temini biçiminden kaynaklanmıştır. Bu yaşam tarzı onların güçlü ve kuvvetli olmasını sağlamıştır. Bunu ise serbest zamanlarında sürekli olarak spor yaparak başarmışlardır.
Vücut kültürü önce hayatta kalabilmek için bir zorunluluk olarak görülmüş ve uygulanmıştır. Fakat ilerleyen dönemlerde bu bir eğlenceye dönüşmüş, bu şeklide Eski Türkler hem vücut kültürünü geliştirmişler hem de eğlenmişlerdir.
Vücut kültürünün etkilerini doğrudan bozkırın zorlaması olarak ortaya çıktığı gibi, doğrudan boş zaman değerlendirme amacıyla ve sportif karşılaşma olarak ta gerçekleştirildiği görülür. Bedensel bir hazırlık, başka bir değişle antrenmanlı olma, bu anlamda amaç geliştirme ve zamanı bu şekilde değerlendirme düşüncesinin tarihsel süreç içerisinde evrimleşerek geliştiği; ibadetten, oyuna ve oradan sportif oyuna dönüştüğü bilinmektedir. Dünyaya geldiklerinden bu yana tabiatla ve kendilerini saran birçok tehlike ve düşmanla mücadele etme zorunluluğunda kalan insanlar enerjilerini ve performanslarını yükseltmek için vücut kültürüne, spora ve sportif oyunlara başvurmuşlardır.
ESKİ TÜRKLERİN GEÇİM KAYNAKLARI VE BUNUN SERBEST ZAMAN ETKİNLİKLERİ İLE OLAN İLGİSİ
Göçebe yaşam tarzı sürmeleri ve doğa şartlarının elverişsiz olmasından dolayı tarımsal ürün üretimi yapamayan Eski Türklerin en önemli geçim kaynağı avcılık ve hayvancılıktı.. İnsanlık tarihinde önemli bir yer tutan avcılık, Orta Asya ve Ön Asya’daki göçebe Türklerin yaşamında büyük bir beslenme ve eğlence kaynağı, aynı zamanda savaşa hazırlanma aracıydı. Bu nedenle Orta Asya, et ve süt hayvanlarını evcilleştiren ve geliştiren bölgelerin başında gelir.
Türklerde hayvan şu üç nedenden dolayı önem kazanmıştır: Öncelikle başlıca besin maddesi olması. Çin başta olmak üzere tarımcı ülkelerde önemli ticaret unsuru olması, son olarak ise sürekli olarak göç ettikleri için göç sırasında bu hayvanlardan faydalanmalarıdır.
Eski Türklerin diğer önemli bir geçim kaynağı da Çin üzerine yapılan akınlardan elde edilen ganimetlerdi. Özellikle Çinlilerin hasat zamanlarında düzenlemiş oldukları akınlarla yüksek miktarda ganimetlerle dönerlerdi. Bunun haricinde bazı ticari faaliyetlerde bulundukları bazı kaynaklarda yer almaktadır.
Fakat Eski Türklerin temel geçim kaynaklarını avcılık ve hayvancılık teşkil etmektedir. Bu iki geçim kaynağı da doğrudan doğruya vücut kültürü ile alakalıdır. Kabile Mensupları, yabani hayvanlardan korunmak ve yaşamları için gerekli besin maddelerini, onları temin etmek için kuvvetli olmak zorunda idiler.
Atlı göçebelik aynı zamanda insanlara, görülmemiş derecede bir vücut kuvveti, canlılık, sağlamlık ve savaş kabiliyeti de veriyordu. Onlarda yiyeceklerin temelini, et ve hayvani gıdalar teşkil ediyordu. Daima at üstünde ve hareketli olma, onların vücutlarını geliştiriyor ve enerjilerini artırıyordu.
Eski Türklerin temel geçim kaynakları vücut kültürü ile doğrudan alakalı idi. Avlayacağı hayvandan hızlı hareket etmesi, hayvan sürülerini uçsuz bucaksız bozkırlarda kaybetmemesi gerekiyordu. Bunu ise ancak sürekli hazır olmakla başarabilirlerdi. Bu nedenle iş ve yaşamla ilgili zorunluluklarının dışında kalan zaman diliminde sürekli olarak spor yapmışlardır.
ESKİ TÜRLERDEKİ SİYASİ YAPININ SERBEST ZAMAN ETKİNLİKLERİ İLE OLAN İLİŞKİSİ
Türklerin en belirgin özelliklerinden biri, kuvvetli bir teşkilatçılık yeteneğine sahip olmalarıdır. Yaşadıkları hayat onları hürriyete, istiklale alıştırdığı için, hiçbir zaman devletsiz olmamışlardır. 2500 yıllık tarihlerinde, devletsiz kaldıkları yani istiklalini kaybettikleri bir devre rastlanmaz.
Eski Türklerde güçlü olanın hâkimiyeti söz konusu idi. Toplumun temel özelliği; güçlü olanın liderliğini kabul etmekti. Bu güç bedensel güçtü. Eski Türklerde çeşitli sınıflar bulunmaktaydı. Bunlar yöneticiler, din adamları ve halktı. Eski Türklerde asker sınıfı bulunmamaktaydı, çünkü toplumu oluşturan bütün herkes asker kabul edilirdi. Eski Türklerde sınıflar arası geçiş mevcuttu. Bu geçiş yine vücut kültürü ile ilgiliydi. Savaşlarda büyük başarı sağlayanlar yada bağlı bulunduğu topluma büyük hizmet sağlayanlar bir üst sınıfa çıkabiliyorlardı. Fiziksel aktivitelerde üstün fiziksel beceriler göstermek suretiyle belirginleşen kişiler, sosyal statüleri itibari ile toplumda farklı bir yere sahip oluyorlardı.
Eski Türklerde yöneticiler serbest zaman aktivitelerine oldukça fazla önem vermişlerdir. Özellikle şölen ve törenlerde halk ile birlikte çeşitli sportif mücadelelere katılmışlar, bizzat kendileri çeşitli sportif organizasyonlar düzenlemişlerdir.
Cengiz Han zamanında sulh devrelerinde harp oyunları yerine av ve spor merasimleri ve eğlenceleri tertip edilirdi.. Bu aktivitelerin yapılış zamanlarına bakıldığına ise: Rekreaktif faaliyet olduklarını görmekteyiz.
ESKİ TÜRKLERİN DİNİ İNANIŞLARI VE BUNUN REKREASYONLA OLAN İLGİSİ
Din; toplumların, milletlerin ve devletlerin yaşam felsefelerini doğrudan etkiler. Toplumun içerisinde yer alan kültür, örf, adet ve yasalar genellikle o toplumun dini inanç sistemi ile belirginleşmiştir. Halk inançları, kültürün bir bölümüdür. Hakların kültüründe, çok kalın duvarlara bölünmüş parçaları yoktur. Zira halklar bir arada yaşayan topluluklardır.
Türkler tarih boyunca genellikle tek tanrılı dinlere inanmışlardır. Gök Tanrı inancı yaygın olarak Eski Türklerde dini inanç sistemini oluşturuyordu. Göçebe olmalarından dolayı birçok din ile karşılaşmalarına rağmen mevcut dini inançlarını koruyabilmişlerdir. Türklerin nadiren din değiştirdikleri görülmüştür. Eski Türklerin kısa bir süreliğine de olsa Hindistan’da doğan buda dinine inandıkları görülmüştür. Buda dininin inanç sistemi Eski Türklerin yaşantıları ters düştüğü için kısa süre içerisinde bu dinden ayrılmışlardır. Bu inanç yüzünden yıkılan bazı Türk toplumları olmuştur.
Türklerdeki spor kültürü step şartlarının ortaya koyduğu gerçeklere, inanç olarak Gök Tanrı ile, yer-su ruhları, avraklar vb. animist güçlere (doğa üstü güçler) dayalı olarak ortaya çıktığı düşünülmektedir. Çünkü stepte var olabilmek hep koruyucu ruhlarla, Tanrı’nın iradesi dâhilinde mümkündü.
Her dinde olduğu gibi Eski Türklerin dini inanç sisteminde ayinler yani ibadetler büyük öneme sahipti. Eski Türklerin dini ayinleri tam bir rekreasyon bayramı şeklinde geçiyordu. Dini ayinlerde yapılan aktivitelerde amaç tanrıya ulaşmaktı. Bu amaç doğrultusunda ayinlerde tamamen vücut kültürüne dayalı faaliyetler yapılmaktaydı. Eski Türklerin özel günlerinde (bahar başlangıcı, av törenleri, hasat törenleri) ayinler düzenlenir ve çeşitli danslar, spor gösterileri gibi aktiviteler yaparlardı. Uygulanan bu aktivitelerin yapılış zamanlarına baktığımızda rahatlıkla Rekreaktif faaliyet olduklarını görmekteyiz.
ESKİ TÜRKLERİN KÜLTÜREL YAPISI VE BUNUN SERBEST ZAMAN AKTİVİTELERİ İLE OLAN İLGİSİ
Türklerin kültürü bulundukları coğrafi şartlara uygun olarak oluşmuştur. Dolayısı ile Eski Türklerin kültürü vücut kültürü ekseninde şeklileşmiştir. Spor Eski Türklerin kültüründe çok önemli bir yere sahiptir.
Spor kültürün bir unsuru olarak, kişilerin ve toplumların düşünce ve davranışları şekillendirmekte ve diğer kültür unsurlarını etkileyerek milli özellikler kazandırmaktadır. Spor faaliyetleri içerisinde görülen beden hareketleri toplumsal gerçekleri de yansıtmaktadır. Değişik ülkelerin çeşitli sporlarına bakıldığında, toplumların özellikleri ve yaşama bakış açıları ile ilgili bilgiler edinilmektedir.
Erken dönem Türk kültürü çerçevesinde yer alan fiziksel aktivitelerde askeri, ekonomik, eğitsel ve sosyal motifler ön planda tutulurken, bu yolla fertlere ve topluma genel hareket formasyonu kazandırmak, düşünsel, sosyal ve fiziksel nitelikleri geliştirmek, sosyalleşme sürecine katkıda bulunmak, eğlenmek, sağlıklı bünye oluşturmak, rekabete ve yarışma duygularını ulusal itibar anlamında tatmin etmek gibi fonksiyonları yerine getirdiği görülmektedir.
Göktürk obaları, iş ve güçlerinin arta kalan zamanlarında geniş bir alanda toplanır ve çeşitli eğlenceler tertip ederlerdi. Bu şekilde obalar hem eğlenir hem de sosyal bir dayanışma meydana getirirlerdi.
ESKİ TÜRKLERDE SERBEST ZAMAN ETKİNLİĞİ OLAN UYGULANAN SPOR AKTİVİTELERİ
Orta Asya’nın o dönemdeki coğrafi özellikleri Türk sporunu şekillendirmiştir. Türkler, gerek yarı göçebe gerekse yerleşik düzende spora çok yakın olmuşlar, spora çok zaman ayırabilmişler; tarih boyunca spor faaliyetlerini kadınlı erkekli yapmışlardır. Tarihçiler Türklerin çok eskiden birçok sporu yaptıklarını kanıtlamışlardır.
Türk tarihinden söz eden birçok yerli ve yabancı kaynakta Türklerin birçok sporu yaptıkları belirtilmekte ve bu özelliklerin hayatın bir parçası olarak düşünüldüğü kaydedilmektedir. Şiddetli mücadelelere karşı sürekli hazır ve uyanık bulunmak gerekiyordu. Kimi zaman eğlence olarak, kimi zamanda geleneklerin gereği gerçekleştirilen bu aktiviteler, sonuçta hazır olmayı amaçlanmaktaydı.
Sporun gelişmesi uygarlık tarihi boyunca devam etmiştir. Türklerde spor, onun gücünü, çevikliğini, bedensel yetilerini gösteren milli kültür varlıklarımızdan birisidir. Hunlar, Göktürkler, Harzemşahlar, Samanoğulları, Selçuklular, Osmanlı ve diğer Türk devletlerinde güreş, avcılık atıcılık, binicilik, okçuluk, yaya koşuları, atlama, ağırlık kaldırma, gürz ve topuz kullanma, cirit, çöğen, gökbörü, tepük, temak, matrak, kayak gibi sporlar büyük aşamalar göstermiştir. Türkler, yarışma biçiminde yaptıkları güreş binicilik, cirit ve okçuluk gibi spor dalları daha sonraki yıllarda gelenekselleştirilmiş, ata sporuna dönüşmüştür.
İnsanlar tek başına yada birlikte spor hareketleri yaparken; günlük işlerden artan zaman olması; zevk alması, bu zevki başkalarıyla paylaşması önemliydi. Hunlar amaca uygun olarak yaptıkları beden hareketlerini danslarla göstermişlerdir. Onlarda dans boş vakitlerinde bir ev eğlencesi olarak yapılmaktaydı. Türklerin sporu bir talim ve idmandan ziyade, eğlence vasıtası, yiğitlik ve mertlik imtihanı olduğunu gösteren bazı bulgular vardır.
Türklerin yapmış oldukları sportif aktivitelerin içeriği günlük yaşantılarında yapmış oldukları aktivitelerin bir devamı niteliğindeydi. Ayrıca yapılan sportif aktivitelerin dini bir niteliği bulunmaktaydı. Dini bayramlarda organize edilen spor aktiviteleri bu duruma en güzel örneği teşkil etmektedir. Önceleri hayatta kalabilmek için yapmış oldukları aktiviteler ilerleyen dönemlerde serbest zaman etkinlikleri haline dönüşmüştür. Bunu birkaç örnekle açıklamak gerekirse:
İlk zamanlarda avcılığı yalnızca spor amacıyla yapma, boş zamanlarını ve varlığı olan hükümdarlara özgü bir uğraştı. Daha sonraları ise halkın arasında da spor amaçlı yapılmaya başlandı. Türklerde güreş yalnızca bir spor değil, aynı zamanda kutsal bir ibadet ve en büyük eğlence aracı olmuştur. Birçok eğlencede vazgeçilmez bir spor aktivitesi olarak uygulanmıştır 4000 yıl önce Türk boylarında ok atmak ve yarışmak önemli bir olaydı. Her yıl düzenli olarak çeşitli şölen ve törenlerde bu yarışmalar düzenlenirdi ve 3 gün boyunca devam ederdi.
Eski Türklerde spor, vücut kültürü ekseni etrafında şekillenmiştir. Güçsüz olanın yaşama şansı olmadığı zor doğa şartlarında ancak güçlüler yaşayabiliyor ve hayatlarını devam ettirebiliyorlardı. Bu nedenle vücut kültürünü geliştirici aktiviteler yapmak ve bu aktiviteleri düzenli olarak tekrar etmeleri gerekiyordu. Bunu ise ancak iş ve yaşamla ilgili zorunlulukların dışında kalan zaman diliminde yapmaları gerekiyordu.
Eski Türklerde yapılan bu spor aktivitelerine toplumun tüm kesiminden katılım sağlanıyordu. Özellikle kadınlar, iş ve yaşamla ilgili zorunlulukların dışında kalan zaman diliminde erkekler gibi sportif mücadelelere katılıyorlardı.
Eski Türklerde kadınların durumu çağdaşına göre farklıydı. Türk kadını erkeği kadar kuvvetliydi. Hemcinslerinin yanı sıra erkeklerle de güreş tutarlardı. Kuvvetlerini kollarında toplasınlar, vücutları çevik olsun diye atlara sıçrayarak biner, daha fazlası erkekleriyle yıkmaca (güreş) ve yumruk güreşi yaparlardı. Orta Asyada’ki Eski Türk Boylarında yalnız erkeğin değil, kadınlarında güreş yaptığı bilinmektedir.
Eski Türklerde çocuklar küçük yaştan itibaren sportif mücadelenin içerisinde yer alıyordu. Çocuk eğitimi, ulusun yaşam gereksinimlerine göre kurulmuştur. Eski Türklerde çocuklar çok erken yaşta at sırtında başlayan bir eğitimle adeta ondan bir parça olarak büyürler, çok usta binici olurlar, dengeli oturuşları, atınkine uyan hareketleri ile ağırlıklarını ata yüklemeden ve onu yormadan mesafe alırlardı. Kızlar ve kadınlar bu konuda erkeklerden aşağı kalmazlar, hatta atın yelesini tutmakla yetinerek alabildiğine hızlanırdı. Türkler binicilikte bu ustalığa atla oynayan ve sportif bir değer taşıyan türlü oyunlar ve yarışmalarla ulaşırdı.
Türkler çocuklarının güçlü ve iyi bir asker olarak yetişmelerine önem verirlerdi. Hun Türkleri çocuklarını yetiştirilmiş koyunlara bindirerek, ellerine ok ve yay vererek sıçan ve kuşları avlatırlardı. Böylece çocukların kas ve beden hareketlerinin uyum göstermesini sağlarlardı.
SONUÇ
Hayat felsefeleri ve yaşam koşulları mücadele üzerine kurulmuş olan Eski Türklerin hayatta kalabilmesi ve yaşantılarını devam ettirebilmesi için vücut kültürlerini en üst düzeyde tutmaları bir zorunluluktu. Dini inançları, siyasi yapıları, kültürel değerleri vb. toplumu meydana getiren tüm unsurlarda vücut kültürünün etkisi görülmektedir. Eski Türkler bu amaç için iş ve yaşamla ilgili zorunlulukların dışında kalan zaman diliminde bireysel yada grup halinde çeşitli sportif aktiviteler yapmışlardır. Her zaman ve daima hazır olma prensibine göre hareket eden Eski Türkler: Hayvan avlarında ve savaş meydanlarında başarılı olabilmesi için sürekli olarak hazırlık yapmak zorunda kalmışlardır.
Bu amaç için başta toplumun önde gelenleri olmak üzere bütün halk düzenlenen tören ve şenlik gibi kültürel ve dini içerikli etkinliklerde çok çeşitli ve fonksiyonlu sportif aktiviteler yapmışlardır. Bu aktivitelerin yapılış zamanlarına baktığımızda: Rekreasyonun tanımına uygun olduğunu görmekteyiz.
Sonuç olarak Eski Türkler, yaşantılarını devam ettirebilmesi ve girmiş olduğu mücadelelerden başarı ile çıkabilmesi için iş ve yaşamla ilgili zorunlulukların dışında kalan zaman diliminde vücut kültürünü geliştirici çeşitli sportif aktivite yapmışlardır.
KAYNAKÇA:
— Alpman, C. Eğitim Bütünlüğü İçinde Beden Eğitimi ve Çağlar Boyunca Gelişimi. Milli Eğitim Basımevi. İstanbul. 1972
— Arığ, V.N. Asil Spor Güreş. Damla Matbaacılık. Ankara. 1993
— Özçelik, A. Milli Kültürümüz Üzerine Genel Görüşler, Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara, 1990
— Atabeyoğlu, C. Okçuluk Tarihi. Türk Spor Vakfı Yayınları. Ankara. 1988
— Atabeyoğlu, C. Geleneksel Türk Güreşi ve Kırkpınar. Milli Olimpiyat Komitesi Yayınları. İstanbul. 2004
— Djevaed, A. Yabancılara Göre Eski Türkler. Yabancılara Göre Eski Türkler. İstanbul. 1978
— Dülgerbaki, T. Eski Türklerde Uygulanan Serbest Zaman Etkinlikleri ve Spor. Editör. Gül, G.K. Graphıc Hause Yayınları. Kocaeli. 2005
— Gökdeniz, A. Boş Zaman, Rekreasyon Yönetimi, Detay Yayıncılık. İstanbul. 2003
— Güçlü, M. Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri. Çin ve Türkiye’de Beden Eğitimi ve Sporun Gelişimi www.yayim.meb.gov.tr/yayimlar/150/guclu.htm (Nisan, Mayıs, Haziran 2001)
— Güven, Ö. Türklerde Spor Kültürü. Atatürk Kültür Merkezi Yayını. Ankara. 1992
— Güven, Ö. Milli Kültürümüz Üzerine Genel Görüşler, Atatürk Kültür Merkezi Yayını. Ankara. 1990
— Hopdal, M. Çeviren: Er, H. Türklerin İlk Dini Liderleri: Orta Asya’da Şamanizm, türk Dünyası Dergisi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara. 2002
— İlhan, S. Milli Kültürümüz Üzerine Genel Görüşler. Atatürk Kültür Merkezi Yayını. Ankara. 1990
— İşcan, F. Türklerde Spor. Milli Eğitim Basımevi. Ankara. 1988
— Kahraman, A. Osmanlı Devletinde Spor. T.C Kültür Bakanlığı Yayınları. Ankara. 1995
— Kalafat, T. Balkanlar’dan Uluğ Türkistan’a Türk Halk İnançları 1. T.C Kültür Bakanlığı, Türk Tarih Kurumu Basımevi. Ankara. 2002
— Kalafat, Y., Salih, D. Hazara Türklerinde Halk İnançları, Türk Dünyası Dergisi, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2000.
— Karaküçük, S. Ülkü. Ülkü Dergisi Yayınları. Ankara. 1993.
— Karaküçük, S. Rekreasyon Boş Zamanları Değerlendirme. Gazi Kitapevi 4. Baskı, Ankara. 1999
— Kurnaz, Ş. Cumhuriyet Öncesinde Türk Kadını. T.C Kültür Bakanlığı Yayınları. Ankara. 1997
— Morpa Spor Ansiklopedisi 1. Cilt. Morpa Kültür Yayınları. İstanbul. 1998
— Ögel, B. Türk Kültür Tarihine Giriş. Cilt 1. T.C Kültür Bakanlığı Yayınlar. Ankara. 2000
— Öngel, H.B. Türk Kültür Tarihinde Spor. T.C Kültür Bakanlığı Yayınları. Ankara. 2001
— Salman, H. Eski Türk Kavimlerinde ve Milletlerinde Kayakçılık, Uluslar Arası spor Bilimleri Kongresi, Antalya, 2004.
— Sepetçioğlu, M.N. Dedem Korkut Kitabı. Akran Yayımcılık. İstanbul. 1990
— Şahin, H.M. Türk Spor Kültüründe Aba Güreşi. Gaziantepspor Kulübü Spor Eğitim Eğitimi Yayınlar. Ankara. 2003
— Şengül, K. Boks Tarihi. Türk Spor Vakfı Yayınları. Ankara. 1990.
— Tayga, Y. Türk Spor Tarihine Genel Bir Bakış. Spor Eğitim Daire Başkanlığı. Ankara. 1990
— Türk Tarihinden, Osmanlıya ve Günümüze Türk Sporu, www.turkdo.com/makaledetayana., (01.02.2005)
— Yıldız, D. Türk Spor Tarihi. Eko Matbaası, İstanbul, 1979.
Türk Dünyası’na Açık Mektup! Mayıs 18, 2007
Posted by Aybars in Adalet, Ahlâk, Aile, Akrabalık, Aktarma yeteneği, Alperenler, Bağlantılar, Başlangıç, Bekarlara yardım, Birlikte çalışma, Canlılara hizmet, Dayanıklılık, Devlet, Din, Diğergamlık, Dürüstlük, Edep, Emanete sahip, Girişimcilik, Gurbet-gezme, Göçebelik, Güvenilir, Hastalara yardım, Hoşgörü, Kategorilenmemiş, Kimlik, Kimsesizlere yardım, Komşuluk, Konukseverlik, Sakinlik, Saygı-sevgi, Sevgi, Sorumluluk, Spor, Tasavvufi derinlik, Türklerin Bakışı, Uygar, Yardımlaşma, Yenilikçilik, Yönetimde hoşgörü, Zaman, İnsanlık, İnsanlığa hizmet, İstanbul efendisi.add a comment
Aziz Türk Milleti
Dünyanın en asil ve uygar milleti iken beceriksiz yöneticiler elinde dünyanın en zayıf ve görgüsüz milleti haline gtirildin.
Kendini unuttun. Vasıflarını unuttun. Seciyeni (karakter) bilmez hale geldin. Sapla samanı karıştırıp, doğru ile yanlışı ayırdedemez duruma düşürüldün. Hafızanı kaybettirdiler.
Yeniden büyük olmak istiyorsan kendini tanımalısın. Sana hayat veren ana vasıfları bilirsen, seciye ve ahlâkını öğrenirsen, iyi ve güzel yanlarını geliştirebilir, olumsuz yanlarını törpüleyebilirsin. Ama kendini tanımazsan yok olup gidecek, koyun sürüsü haline getirileceksin.
Zararın neresinden dönersen kârdır. Sana yakıştırılmak istenen, asla senin özelliğin olmayan sıradan özellikler, senin asıl seciyen (karakter) imiş gibi sana yutturulmaya çalışılıyor. Bundan hemen kurtulmalı kendini yakından tanımalısın. Onun için de tarihine, uygarlığına, eserlerine bakmalısın. Seni asil yapan neler varsa onları yeniden öğrenmeli ve evlatlarına öğretmekle kalmayıp yaşatmalarını sağlamalısın.
Biz bir gönüllüler topluluğu olarak bir çalışma başlattık. Bu sitede bizi biz yapan seciyemizi araştırıp milletimizin hizmetine sunmaya çalışacağız. Sen de katıl.
Yöntemimiz, sıradan özelliklerimizi anlatmak değil, davranışlarımızı yönlendiren, neredeyse genlerimize yerleşmiş ana hususiyetleri işlemek olacaktır. Seciyemizi (karakter) bu şekilde ilgililerin dikkatine sunulmak üzere ortaya koymaya çalışacağız.
Çalışmak bizden, yardım Allah’tan.
KÜÇÜK İŞLER YAPMASINI BİLMEYENLER BÜYÜK İŞLER BAŞRAMAZ! (İsmail Gaspıralı)